Ara

Ruhun gel gitleri arasında kim dengede kalmış ki, sen kalabilesin a güzel..

Potsdam Rüyası

Kasım’ 16

Berlin’ de 4.gün

Berlin’ de 4. günümün planları Polonyalı arkadaşlardan gelen bir mesajla şekillendi. Türkiye’ deyken Berlin’ de buluşma kararı almıştık ve Potsdam’ a beraber gitme teklifinde bulunmuştum. Geldiklerini ve ertesi gün öğlen gidebileceğimizi bildiren mesajları ile yeni bir macera heyecanı sarmıştı beni.

Öğle saatlerinde olan randevum öncesi tabi ki şehir içi planlarıma kaldığım yerden devam ettim; sırasıyla Reichstag ve Brandenburg Gate’ i gördüm.

Reichstag Alman Meclisi; 1800’ lü yılların sonunda faaliyete geçip günümüzde hala Almanya Parlamentosu’ nun toplandığı yerdir. Önce 1933′ de Hitler döneminde çıkan yangın sonucu bina harap olmuş, sonra da 2. Dünya Savaşı’ nda epey yıpranmış olan binaya restorasyon yapılmış. Bugün turistlerin görmek istediği yerlerin başında gelmekte. Restorasyon çalışmaları sırasında binaya cam bir kubbe eklenerek gün ışığını doğrudan parlamento içerisine yansıtması sağlanmış. Ayrıca burada; halkın görüşmeleri izleyebildiği alanın milletvekillerinin bulunduğu alana göre daha yukarıda olması “milletin daima üstün” olduğu görüşünün ifade bulmuş halidir.

Alman Parlamento Binası “Reichstag”
Alman Parlamento Binası “Reichstag”

Ziyarete açık olan kubbe teras için randevu alınması gerekiyor. (Randevuyu Reichstag’ ın resmi sitesinden veya yerinde randevu alma sırasına girerek alabilirsiniz.) Kalabalık turist kafilelerini şaşkınlıkla izleyerek Berlin’ e gelmeden günler öncesinden aldığım randevuya ilk gün yetişememiş olmanın burukluğu ile Reichstag’ dan ayrılıp yönümü 350m ilerideki Brandenburg Gate’ e çevirdim.

Brandenburg Gate
Brandenburg Gate

Özgür Berlin’ in sembolü olan Brandenburg Gate; 1791 yılında yapılmış ve 12 sütun, 5 geçiş kapısına sahip. Şehir Doğu-Batı Berlin olmak üzere ikiye ayrıldığında Doğu sınırında kalmış. 2.Dünya Savaşı’ nda gördüğü hasardan sonra restore edilip, Doğu-Batı Almanya birleşmesinden sonra açılmış. Üzerinde 4 atlı quadriga heykeli var. Günümüzde turistlerin gözdesi olan kapı, trafiğe kapalı ve akşam ışıklandırması görülmeye değer.

Ve artık Potsdam macerası için hazırdım…

Öğle saatlerinde Polonyalı arkadaşlarla buluşup S-Bahn1 trenine bindik. Berlin ile Postdam arası trenle yaklaşık 30 dakika sürüyor. (Şehir; Berlin’ in C bölgesinde yer alıyor, ABC bilet tarifesine sahipseniz bu trende biletiniz geçerlidir. Tek binişlik bilet tarifesi almanız da mümkün.)

Potsdam; Brandenburg Eyaleti’ nin başkenti. Berlin’ e 35 km uzaklıkta ve Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan, %75 i yeşil alan, %25 i bina ve caddelerden oluşan, irili ufaklı yaklaşık 20 göle sahip minik bir şehir.. Zamanın Prusya Kralları’ nın barok yaşamlarını sürdürdükleri, sarayları, geniş bahçeleri ve parkları ile tarihin izlerini taşımakta..

Potsdam HBF Tren istasyonunun çıkışında önceden planladığımız gibi 13.00-17.00 arası geçerli olacak şekilde bisikletlerimizi kiraladık ve şehir merkezine doğru yola koyulduk. (1 kişi 4 saatlik kira bedeli 9 euro ödedik, şehir merkezinde daha ucuza kiralayabilirsiniz.)

Potsdam tren istasyonu çıkış kapısı
Potsdam tren istasyonu çıkış kapısı

Yola koyulmamızla birlikte başlayan yağmurun geçici olduğunu düşünmüştüm fakat yanılmışım, yağmur giderek hızlandı. Şehir içinde bisiklet kullanmaya ve yağmura alışık olan Olga ve Emilia’ nın umursamazlığına ben de kendimi kaptırıp yağmurun tadını çıkardım.. Diğer yandan, Potsdam’ ı daha önce görmüş olmalarının tecrübesine güvenip burada tamamen plansız bir şekilde kendimi onların rotasına bıraktığım da bir gerçek..

Sırasıyla St.Nicholas Church, Dampfmaschinenhaus, Brandenburg Gate, Hollandisches Viertel (Hollanda evlerinin olduğu mahalle), Sanssouci Park-Palace’ ı gördük.

Dampfmaschinenhaus (Buhar makinası evi)
Dampfmaschinenhaus (Buhar makinası evi)

Dampfmaschinenhaus; 1843 yapım cami görünümlü bir bina. Prusya Krallığı döneminde 81 beygir gücünde çift silindirli bir buhar makinası bulunmaktaymış. Bu makina; Havel Nehri’ nin suyunu yüksekte yer alan saray ve bahçelere pompalayarak su ihtiyacını gidermekteymiş.

Potsdam’ da bir çok saray ve bahçe bulunuyor. Ben de en ünlülerinden biri; Prusya Kralı II. Büyük Frederick (1712-1782)’ in yazlık sarayı olan Sanssouci Sarayı’ nı görmeyi tercih ettim. Sanssouci Palace 1990 yılında Unesco Dünya Mirası korumasına alınmış ve yılda 2 milyondan fazla turist ziyaret ediyor. Zaman darlığından dolayı sadece etrafını gezindiğim sarayı görmek isteyenler için Kasım ayı olmasına rağmen sürpriz olarak uzun bir sıra mevcuttu. (Müze bilet ücreti 12 euro ve pazartesi günleri kapalı)

Sanssouci Sarayı
Sanssouci Sarayı

Buranın etkileyici bir hikayesi var; Prusya Kralı II. Büyük Frederick fotoğrafımda görünen yel değirmenini satın alıp buraya yaptıracağı saray topraklarına dahil etmek ister. Fakat değirmen sahibi tüm ısrarlara ve yüksek fiyat tekliflerine rağmen ikna olmaz. Kral bu toprakların hakimi olduğunu iddia ederken değirmen sahibi de değirmenin tapusunun kendisinde olduğunu iddia eder.

Kral; ne olursa olsun değirmeni alacağını söylerken, değirmenci; “Berlin’ de hakimler var!” der. Değirmencinin Berlin hakimlerine ve adalete olan güveni Kralı etkiler, değirmenin burada korunma altına alınmasına ve yapılacak olan sarayın isminin değirmencinin ismi olan Sans Souci olmasına karar verir..

Sanssouci Sarayı
Sanssouci Sarayı

Hikayeden yıllar sonra Osmanlı heyeti diplomatik ilişkiler için Berlin’ e gelir. Heyetten genç bir subay hikayeyi diğerlerine anlatır ve Potsdam’ a gelerek adaletin simgesi olan saray ve değirmeni görmek ister. Heyetteki kimsenin gitmek istememesi üzerine subay tek başına gider ve görür. O cesur ve her zaman adaletten yana olan kişi; Mustafa Kemal Atatürk’ tür… Hikayesini sonradan öğrendiğim bu saraya gelmiş olmanın gururu mutluluğuma, mutluluğum özbenliğime karıştı..

Potsdam’ ın şekerleme ve çikolata kokan sokaklarında kendimi adeta bir rüyada gibi hissetmek, yağmurun altında tam 4 saat bisikletle bu şirin şehri turlamak hayatımda unutamayacağım anılarım arasında yerini aldı..

Hollandisches Viertel (Hollanda evlerinin olduğu mahalle)
Hollandisches Viertel (Hollanda evlerinin olduğu mahalle)

Bisikletleri teslim etmek üzere tren istasyonu yönüne giderken 1dk sonra olacakları tahmin bile edemezdim… Oldukça acıkmış, ıslak ve yorgun düşen bedenim bisiklet üzerinde yolun solundan gitmeye başlamıştım. Karşıma baktığımda soldan üzerime gelen başka bir bisikletlinin bağırışlarıyla kendime geldim fakat o an… olan oldu ve o bisikletliyle kafa kafaya çarpıştık. Olanca yüksek sesiyle yüzüme Almanca bağırıp tüm öfkesini savuran genç, Potsdam seyahatimin en korkunç dakikalarını yaşamama sebep oldu.

Dolu dolu geçen bir günün ardından yine trenle Berlin’ e döndük. Akşam Olga ve Emily ile Tiergarten Quelle’ de buluşup kadehlerimizi Berlin’ in şerefine kaldırdık.

Tiergarten Quelle

Tiergarten Quelle; Tiergarten s-bahn metro istasyonunun hemen altında eski bir restaurant ve bira evi. Özel yemekleri ve çorbaları mevcut, burada özellikle Lemke bira tavsiyemdir. Çeşitli meyvelerden (üzüm, limon, muz), bal, vanilya, bitter çikolata, kakao özlerinden ve baharatların farklı kombinlerinden yapılmış, içimi harika olan bir bira Lemke..

Reklamlar

Berlin’ de Macera Dolu Bir Gün

Kasım’ 16

Berlin’ de 3. Gün

Güneşin parıl parıl parladığı muhteşem bir cumaya uyanmıştım Berlin’ de.

Öncelikle, geldiğimden beri gidemediğim Brandenburg Gate’ e gitmeye karar verdim. Obama’ nın Merkel‘ i ziyareti sebebiyle ABD Büyükelçiliği ile yan yana olan Brandenburg Gate güvenlik sebebiyle polisler tarafından kuşatılmıştı. Her gün Potsdamer Plats’ da inip polisleri görene kadar yaklaşık 700m yürüdüm, her seferinde uzaktan selamlayarak geri döndüm.

Bu sabah yine polisleri karşımda görünce bu sefer Büyükelçiliğin etrafını dolaşıp arka taraftan Brandenburg Gate’ e çıkma cin fikriyle içimden kıs kıs gülerek ilk gelen otobüse bindim. O otobüse binerek yeni bir maceraya girdiğimi bilemezdim.. İnmeyi beklediğim o ilk durak hayatımda görmediğim kadar uzaklıkta; 4km ileride çıktı. Otobüs gitti, ben gittim, ben gittim Brandenburg Gate arkamdan el salladı… Meğer Berlin’ in en büyük şehir parkı olan Tiergarten Park’ ın etrafından dolaşan otobüse binmişim. Zoologischer Garten’ da indim, indim ama şimdi neredeydim, nereye gidecektim 🙂

Acil rota planlaması yaparken kaybolmuşluk hissi sardı.. Hızla bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar, akan trafik, bilmediğim bir konum ve tüm bunların içinde ben.. Telaşsız, rahat bir kaybolmuşluk hissiydi bu.. Şüphesiz tüm ulaşım ağı benim için çalışıyordu ve Berlin’ de insanlar oldukça yardımseverdi. Bu yardımseverlikleri ve güvenli bir şehir hissi vermesi, kendinden emin adımlar atmama sebep oluyordu. Etrafta biraz gezinerek yeni yerler görmüş olmanın mutluluğuyla rotamı East Side Gallery’ e çevirdim.

East Side Gallery; Berlin Duvarı’ nın 1.3km ‘ lik kısmına tüm dünyadan ressamların dünya barışı adına resimler yaptıkları bir açık hava müzesi. Ücretsiz olarak görülebilen sergide 105 adet resim sergilenmektedir. (S5, S7, S75 S-Bahn ile Warschauer Str.durağında inerek ulaşabilirsiniz.)

S5, S7, S75 S-Bahn Warschauer Str.durağı
S5, S7, S75 S-Bahn Warschauer Str.durağı
East Side Gallery
East Side Gallery
East Side Gallery
East Side Gallery
East Side Gallery

East Side Gallery’ i gezerken yakalandığım yağmur bir binanın önünde yaklaşık yarım saat beklememe sebep oldu. Maceranın devam ettiğine dair hiç şüphem yoktu.. East Side Gallery’ den dönüşte yemek yemek isterseniz Universal Music’ in karşısında bulunan Scheers Schnitzel tavsiyemdir. Burada benim tercihim schnitzel (domuz/tavuk seçenekleri mevcut) ve Alman üretimi Vita Malz alkolsüz bira oldu. Türk yemekleri yemek isterseniz Oberbaum Köprüsü’ nü geçer geçmez sağınızda kalan ve genelde Türklerin yaşadığı “Küçük İstanbul” dedikleri Kreuzberg bölgesinde yiyebilirsiniz.

Scheers Schnitzel
Scheers Schnitzel

Berlin’ in sembollerinden biri olan Oberbaumbrücke (Oberbaum Köprüsü) East Side Gallery’ nin başladığı noktada tüm şehvetiyle yıllara meydan okumakta. Köprü 1732 yılında iki katlı olarak inşa edilmiş, üstten U-Bahn(1) treni geçerken alttan da karayolu geçerek Friedrichshain ile Kreuzberg’ i birbirine bağlıyor.

Oberbaumbrücke (Oberbaum Köprüsü)
Oberbaumbrücke (Oberbaum Köprüsü)
Oberbaum Köprüsü' nün üzerinden Spree Nehri
Oberbaum Köprüsü’ nün üzerinden Spree Nehri
Kreuzberg' de üzerinde "Hoşgeldiniz" yazan bir bina
Kreuzberg’ de üzerinde “Hoşgeldiniz” yazan bir bina

Buralara kadar gelmişken ünlü Türk semti Kreuzberg’ e uğramadan olmaz. Fakat ben planımı bozmak istemedim ve yönümü tam ters istikamette olan Treptower Park’ a çevirdim.

Treptower Park çok geniş bir alana sahip ve 1949’ dan bu güne pek çok anma etkinliğine ev sahipliği yapmış. Park içinde Sovyet Savaşı anıtı, yaklaşık 7 bin Kızıl Ordu askerinin mezarı ve 16 adet lahit bulunmakta. Anıtın dışında kalan kısımlar ise sonbaharın tüm güzelliği ile beni karşıladı. Dökülen çınar ve kavak yaprakları arasında yürüyerek az önce yağan yağmurun kokusuyla huzuruma huzur kattım.

Treptower Park
Treptower Park
Treptower Park
Treptower Park
Sovyet Savaşı Anıtı
Sovyet Savaşı Anıtı

Yalnız gezmenin en güzel yanı rotanızı isteğinize göre değiştirip haritada gözünüze kestirdiğiniz yere “hadi” diyebilmenin güzelliği sanırım.. Hava artık kararmaya yüz tutmuşken şehir merkezine yaklaşarak Gendarmenmrkt Meydanı’ na gitmeye karar verdim.

Işıl ışıl noel hazırlıklarının yapıldığı meydan, yılbaşında da bekleriz diyordu adeta.. Alman Katedrali, Fransız Katedrali ve Konzerthaus’ un (konser salonu) bulunduğu bu eski meydanın tarihi 1700’ lü yıllara dayanıyor. 2.Dünya Savaşı’ nda büyük hasarlar gören bu yapılar restore edilerek günümüze taşınmıştır.

Gendarmenmrkt Meydanı
Gendarmenmrkt Meydanı

Alman Katedrali’ ne giren insanlar olduğunu görünce ben de merakla içeriye girdim. Ta tamm.. karşımda mini Alman Meclisi. Biraz milletvekillerinin yerinde oturduktan sonra kısa bir konuşma yapar gibi Merkel’ in yerine kürsüye geçtiğimde çok havalı hissetmedim değil 🙂 İçimden gelen özgürlük ve barış nidalarını bastırarak ciddi bakışlarıyla beni süzen Alman görevlilerin yanından ayrıldım. Bu tarihi katedralin artık Alman tarih müzesi olarak kullanıldığını ise sonradan öğrendim.

Müzeler Adası Yıldızı

Kasım’ 16

Berlin’ de 2.Gün

Sabah alarmım çalarken günaydınların en güzeliydi.. Varlığımın en yüksek hali; ben’ le uyandığım, paha biçilemez bir mutlulukla ve merakla kendimi sokaklara attığım bir sabahtı..

Berlin’ de kahvaltı için en iyi seçenek kafe, market veya metro istasyonlarındaki fırınlar. Benim kahvaltı için tek tercihim market oldu; fırından yeni çıkmış kaşarlı, sosisli baget ekmekler, elmalı, çikolatalı, ballı turtalar ve fazlası her markette mevcut. Şanslıysanız market girişlerinde bulabileceğiniz kahve makinasından 1 euro’ ya kahvenizi almanız bile mümkün.

    

İşine giden Berlin’ lileri sokakta, markette, metroda izleyerek, duymaya pek de alışık olmadığım Almanca‘ nın kaba bir dil olduğuna dair önyargılarımı kırarak Museumsinsel’ in (Müzeler Adası) yolunu tuttum. 20161117_094001

Müzeler Adası, Berlin’ in kalbi denilecek kadar şehrin orta yerinde; sadece müzelerden ve Berlin Katedrali’ nden oluşan bir ada. 1999 yılında Unesco Dünya Mirası’ na dahil edilen ada turistlerin gözdesi ve her yıl 3 milyondan fazla turist ziyaret ediyor. Ben de saat 10:00’ da açılan müzelere Berlin’ de günlerimin fazla olması ve içime sinerek tek tek gezmek istediğimden 1 tam günümü ayırdım.

https://www.preussischer-kulturbesitz.de/en/about-us/profile/unesco-world-heritage.html
https://www.preussischer-kulturbesitz.de/en/about-us/profile/unesco-world-heritage.html

Bu civarda yemek yemek isterseniz Müzeler Adası’ na 5 dk yürüme mesafesinde olan Hackescher Markt meydanına gidebilirsiniz. Restoranlar, kafeler oldukça fazla.

Sırasıyla Pergamon Museum, Neues Museum, Berliner Dom, Bode Museum ve Altes Museum’ u gezerek toplamda 8 saat müze gezme rekorumu kırdığım unutulmaz bir gündü. Anadolu, İran, Irak, Mısır, Yunan tarihine doyduğum, bu coğrafyalarda doğmuş kadim medeniyetlerin varlığına hayranlık duyduğum ve her birinin güzel sanatlara, heykele, resime gösterdiği değere bir süre başım önümde saygıyla eğilmek istediğim muhteşem bir gündü.

Berliner Dom
Berliner Dom
Altes Museum
Altes Museum

Berliner Dom’ a giderken yolda tanıştığım, Kanada’ lı bir polis olan ve Avrupa gezisinde olan Michel ile Dom, Bode Museum, Altes Museum’ u beraber gezdik. Sohbet halinde gezerken ingilizce sesli rehbere konsantre olamayınca ben de onunla birlikte şaklabanlığa vererek hızlıca müzeleri gezdik.

Michel ile Bode Museum

Dışarıya çıkıp müze gezimin bittiğini ilan ettiğimde saatim 19:30’ u gösteriyordu. Michel ile akşam yemeğine gitmeye karar verdik ve kendimizi Murpfy’ s Irish Pub’ a attık. Burası tavsiyemdir, işlerinden çıkıp kendilerini alkole ve sohbete atan tipik Alman halkı mekanın çoğunluğunu oluşturuyor. Biz de hoş country müzik dinleyerek, steak ve tabi ki Berlin’ in meşhur birası Berliner ile günümüzü taçlandırdık.

Sonbaharı Berlin’ de Yakalamak

Kasım’ 16

“Hayatınızda riskler alın.
Eğer kazanırsanız, liderlik edersiniz.
Kaybederseniz, rehberlik edersiniz.” diyordu ünlü keşiş Swami Vivekananda…

Bir süredir yoluma ışık tutan keşişleri ve sözlerini yüreğime, risklerimi sol avucuma, biletimi sağ avucuma alıp gün doğmadan Berlin’ in yolunu tuttum.. Ankara’ dan havalanan Ukraine Airlines’ a ait uçağım Ukrayna/ Kiev’ e, oradan da Berlin’ e ulaştı. Yerel saat Türkiye’ ye göre 2 saat gerideydi ve tüm dünya kış saati uygulamasına geçerken Türkiye’ nin geçmemesi beni ilk kez sevindirmişti.

Berlin’ de 2 adet havaalanı mevcut; Tegel ve Schönefeld. Schönefeld Havaalanı şehrin güneydoğu sınırında, pek işlek olmamakla birlikte şehre de oldukça uzak mesafede. Tegel Havaalanı ise birçok hava yolu firmasının tercih ettiği, işlek ve şehre yakın bir havaalanı.

Normal şartlarda Tegel Havaalanından TXL128 no.lu otobüse binip Beussel Str. durağında inip metro ile şehir merkezine kolaylıkla ulaşılabiliyor. Fakat bir süredir metro çalışması sebebiyle Kurt-Schumacher Platz metro durağından ulaşım sağlanıyor. Bu da yolu ve süreyi bir miktar uzatıyor.

Macera benim için burada başlamış oldu; TXL128 no.lu otobüsten indiğimde Kurt-Schumacher Platz metro durağı buram buram kokan gaz sebebiyle hizmete ara vermişti. Biraz gaz koklayıp indiğim merdivenleri sırtımdaki yükümle geri çıktım. Yolun karşısından otobüse binip Afrikanische Str. metro durağında inip nihayet metroya (U6) ulaştım. Tüm bunlarla uğraşmak istemezseniz şehir merkezine 80 euro ödeyerek Alman yapımı bir Mercedes taksiyle de ulaşabilirsiniz. Nitekim Berlin’ den ayrılırken tanıştığım bir meleğin bana taksi ısmarlaması ile bunu deneyimleme şansı buldum.

Ulaşım maceram sebebiyle günler öncesinden saat 15’ e aldığım Reichstag Alman Meclisi ziyaret randevuma yetişemedim. Hal böyle olunca bir süre dinlenmenin ardından, artık karanlığın çökmüş olduğu Berlin’ i keşfetmek üzere sokaklara attım kendimi…

Friedrichstraße
Friedrichstraße
Gendarmenmarkt
Gendarmenmarkt

Berlin’ de ulaşım ağı çok ileri düzeyde. Yer altı metro (U-bahn), yer üstü metro (S-bahn), otobüs ve tramvay 7/24 çalışıyor.  Şehir A,B,C olmak üzere üç bölgeye ayrılmış. Gideceğiniz bölgelere göre AB, BC veya ABC tarifelerine sahip olan biletlerden birini almanız gerekiyor.

Tek yön, Günlük, 7 günlük, Grup (5 kişi ve üzeri), hatta bisiklet ve köpek sahipleri için bilet çeşitleri mevcut. Her durakta bulunan bilet makinalarından alınabiliyor. Turnike vb. geçişler yok, bu yüzden kaçak da binilebilir fakat hiç ummadığınız bir anda bilet kontrol görevlisi ile karşılaşıp yüzlerce Euro para cezasına uğrayabilirsiniz. Ben de bu riski göze almamak ve ulaşımla ilgili başıma gelecek maceraları az çok tahmin ettiğim için 42 Euro ödeyerek 6 günlük sınırsız ABC bilet almayı tercih ettim.

Potsdamer Platz
Potsdamer Platz

İlk izlenimim Berlin’ de düzenin ön planda olmasıydı. Karşıdan karşıya geçmek için sabırla bekleyen insanlar, kırmızı ışıkta yaya yoluna uzak mesafeden bekleyen araçların saygıları kendilerine gıpta ettirir düzeyde… Kime ve neye göre? Tabi ki Türkiye’ ye göre. Berlin’ de pahalılık oranı ise normal düzeyde, para birimi Euro olmasına rağmen TL ile kıyaslayacak olursak ulaşım, müze fiyatları, yeme-içme, vs. herşeyi makul bir şehir.

Okuma yazma oranı %99,9 olan Almanya’ da ikinci dil bilme oranı %67 seviyesinde. Genci, yaşlısı kime yol tarifi sorarsanız rahatlıkla İngilizce iletişim kurabilirsiniz. Hatta hiç üşenmeden telefonlarından online harita açarak yardımcı olan insanlara minnet duyarak yolunuza devam edebilirsiniz.

E.E

Ufuktaki Işık

Gitmek eyleminin yansıdığı aynaya bakıyordum.. Bir an, ne arzu ettiğini sordum ona.. Bir süre sessizce beni dinledi yüce benliğim.. Derinlerde bir yerlerde konuşmaya başladığında içimi en çok “gitmek” arzusu kapladığını hissettim. Gerçekliğin inkar edilemez düzeyinde hayat an’ lardan ibaretti ve her an yüreğimde avaz avaz bağıran yüce benliğimi susturmak günlerimi, haftalarımı hatta aylarımı almıştı..

Nesnel koşulların tümünü sağladığımda nihayet yüksek benliğimin hizasından bakabilmeyi başardığımı görebiliyordum. O an, başım dik, ayaklarım yere sağlam basarak ışığın içinden yürümeyi seçtim. Çünkü biliyordum ki; ben ufuktaki o ışıktım..

Ve o gün geldiğinde gitmek hiç bu kadar güzel olmamıştı…

Gitmelisin..

Tiergarten Park / Berlin

Daha önce hiç gitmediğin bir ülkede uyanmalısın bir sabah. Dilini bilmediğin insanlara günün aydınlığıyla gülümsemelisin..

Sırt üstü uzandığında bir şehir parkında iyikilerinin hazzıyla izlemelisin gökyüzünü…

Hayallerini gerçekleştirmenin mutluluğunu hızla akıp giden bir bulutun ucuna yapıştırmalısın. Sonra o mutluluğun yeni hayallere süzülmesini izlemelisin.. Gerçek yaşam kaynağına ulaşmalısın hiç ulaşmadığın kadar…

Ve hayal etmekten hiç vazgeçmemelisin…

E.E

Mavi

 

Gözlerime gözlerini yapıştırdım bugün.
Bir seni görüyorum, bir de alabildiğine mavi
Var gücümle koşuyorum yokuş aşağı.
Saçlarıma deli bir rüzgar karışıyor, bilirsin
Atlamalıyım denize..
Atmalıyım kendimi ıssız, sessiz ve bakir bir çölün tam orta yerine
Koşarak atıyorum kendimi derin denizlere
Boy veriyorum sana…
Gözlerime gözlerini yapıştırdım bugün,
Issız, sessiz ve bakir bir çölde…

E.E

Zifr-i siyah

Meg Waite Clayton
Meg Waite Clayton

Çocukken annemin ve babamın büyük büyük ellerini bırakıp olanca hızımla koşardım, hep ileri..

3 yaşımda bir gece vakti, karanlıkta çılgınlar gibi uzun saçlarımı savurarak koşarken hatırlıyorum kendimi. O hızla büyükçe bir ağaca bodoslama çarptığımı ve parçalanmış dizimi diken tepemdeki doktor abileri ise hayal meyal hatırlıyorum..

5 yaşımda uykulu gözlerle köydeki evimizin çatısında dolanırken aşağıya düşen salatalığımın peşinden kendimi attığımı, sol omuzumun çıktığını ve apar topar Ankara’ ya hastaneye gönderildiğimi ise an gibi hatırlıyorum…

Çocuktum.. Hayat demek mutluluk demekti.. Mutluluk ise zifiri karanlıkta hızla koşmaktı.. Ve bir salatalığın peşinden kendini aşağıya atacak kadar basit bir olguydu işte…

Bugün 33 yaşındayım.. Karanlıkta az sonra dans edeceği sahneye doğru hızla koşarken düşen ve ayağı kırılan kadın yine benim.. Yüreğimin attığı o sahnede, ayaklarım yerden kesilircesine dans edebiliyorsam eğer mutluydum işte.. Bu kadar basit bir olgu.. Peki ya, dün yolda karşıdan karşıya geçerken dizinin üzerine düşen kadın?

Büyüdükçe düşmelerim azalır, yaralarım diner sanmışım.. Yanılmışım. Büyüdüğüme aklım kestiğinden bu yana sol yanıma, yüreğimin attığı bu yana sızarak yayılıyor..

Yaşım; mutluluğa koşarken düştüğüm karanlıkların zifr-i siyahı.. Sen ise olanca hızımla içine düştüğüm derin bir kuyu.. Seslenişlerimi duymak istersen yüreğine koy ellerini, oradayım. Düştüğüm kuyuda.. Yüreğinden yankı yapıyor bu kuyu; benden sana, senden bana..

Saçlarımı savurarak koşsam yokuş aşağı, ulaşabilir miyim sana?

E.E

saklambaç

– “ebe değilim” dediğinde ebe olmuyorsun. “ebe değilim” de.
–  ebe
– “ebe değilim” de.
–  ebe değilim.

Kardeşine oyunda ebe olmamayı öğretmişti ağabeyi…

30+3

“Her zaman adım adım ilerlemeli.
Sürekli olarak bir adım sonrasını düşünmeli.
Bir adım sonra derin bir nefes,
sonra bir süpürge.
Bir adım, bir nefes, bir süpürge.”

yaşam çiçeğiÇok anlam yüklediğim herkese ve herşeye bir veda günü bugün. Yüzüme bir tokat gibi çarpan yüzleşmelerim beni daha da olgunlaştırdı varlığınızda. Yokluğunuzda ise ardınızdan kocaman bir teşekkürü borç biliyorum. Benim sevgiden uzak, ince düşünemeyen tatlı insancıklarım.. Hepiniz sayesinde başım daha da dik, yüreğim daha da pek artık.

Kendi benliğime dair giden yolda yeni adımlar attığım, 32’ imde bir çok şeyi başarmış olmanın gururunu yaşıyorum ayrıca bugün. Sahnede başım dik, omuzlarım geride ve parmak uçlarımda dans etmenin gururuyla binlerce seyircinin alkışlarıyla onurlandım…

Merdivenlerden aşağıya doğru hızla koşarken boşluğa gelen ayağımın üzerine düşüp kırılmasıyla dönümlerimin birini daha acı ile döndüm… Ve o çok anlam yüklediklerime ancak bir yürek sızısı kadar üzüldüm. Yüreği temiz olanın sızısı göz açıp kapayana kadarmış, sonra ver elini parlak ve aydınlık dolu günler…

32; Hayallerime doğru giden yola karar verip artık yola düştüğüm en güzel çağım.. Hep hayal ettiğim gibi sırt çantamı takıp gezdiğim 5 ülke ise gurur kaynaklarımın en büyüğü…

Yüreğimi aşka olanca gücümle açtığım hüzünlü yaşım.. Bazen dibe çöktüğüm, yüreğimden avaz avaz ağladığım sene-i devrim…

İyi ki yaşadım.. iyi ki ebruli, reng-i ahenk teşekkürlerim oldu…

Dilerim 30+3 araladığım kapıyı sonuna kadar açtığım bir yaş olsun.. Öyle güzel olsun ki saf sevgi avuçlarımda buram buram koksun.

Bir adım, bir nefes…
Yeni yaşım, huzurla ve saf sevgiyle…
Hoşça gel…
E.E

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: