Kasım’ 16

Berlin’ de 4.gün

Berlin’ de 4. günümün planları Polonyalı arkadaşlardan gelen bir mesajla şekillendi. Türkiye’ deyken Berlin’ de buluşma kararı almıştık ve Potsdam’ a beraber gitme teklifinde bulunmuştum. Geldiklerini ve ertesi gün öğlen gidebileceğimizi bildiren mesajları ile yeni bir macera heyecanı sarmıştı beni.

Öğle saatlerinde olan randevum öncesi tabi ki şehir içi planlarıma kaldığım yerden devam ettim; sırasıyla Reichstag ve Brandenburg Gate’ i gördüm.

Reichstag Alman Meclisi; 1800’ lü yılların sonunda faaliyete geçip günümüzde hala Almanya Parlamentosu’ nun toplandığı yerdir. Önce 1933′ de Hitler döneminde çıkan yangın sonucu bina harap olmuş, sonra da 2. Dünya Savaşı’ nda epey yıpranmış olan binaya restorasyon yapılmış. Bugün turistlerin görmek istediği yerlerin başında gelmekte. Restorasyon çalışmaları sırasında binaya cam bir kubbe eklenerek gün ışığını doğrudan parlamento içerisine yansıtması sağlanmış. Ayrıca burada; halkın görüşmeleri izleyebildiği alanın milletvekillerinin bulunduğu alana göre daha yukarıda olması “milletin daima üstün” olduğu görüşünün ifade bulmuş halidir.

Alman Parlamento Binası “Reichstag”
Alman Parlamento Binası “Reichstag”

Ziyarete açık olan kubbe teras için randevu alınması gerekiyor. (Randevuyu Reichstag’ ın resmi sitesinden veya yerinde randevu alma sırasına girerek alabilirsiniz.) Kalabalık turist kafilelerini şaşkınlıkla izleyerek Berlin’ e gelmeden günler öncesinden aldığım randevuya ilk gün yetişememiş olmanın burukluğu ile Reichstag’ dan ayrılıp yönümü 350m ilerideki Brandenburg Gate’ e çevirdim.

Brandenburg Gate
Brandenburg Gate

Özgür Berlin’ in sembolü olan Brandenburg Gate; 1791 yılında yapılmış ve 12 sütun, 5 geçiş kapısına sahip. Şehir Doğu-Batı Berlin olmak üzere ikiye ayrıldığında Doğu sınırında kalmış. 2.Dünya Savaşı’ nda gördüğü hasardan sonra restore edilip, Doğu-Batı Almanya birleşmesinden sonra açılmış. Üzerinde 4 atlı quadriga heykeli var. Günümüzde turistlerin gözdesi olan kapı, trafiğe kapalı ve akşam ışıklandırması görülmeye değer.

Ve artık Potsdam macerası için hazırdım…

Öğle saatlerinde Polonyalı arkadaşlarla buluşup S-Bahn1 trenine bindik. Berlin ile Postdam arası trenle yaklaşık 30 dakika sürüyor. (Şehir; Berlin’ in C bölgesinde yer alıyor, ABC bilet tarifesine sahipseniz bu trende biletiniz geçerlidir. Tek binişlik bilet tarifesi almanız da mümkün.)

Potsdam; Brandenburg Eyaleti’ nin başkenti. Berlin’ e 35 km uzaklıkta ve Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan, %75 i yeşil alan, %25 i bina ve caddelerden oluşan, irili ufaklı yaklaşık 20 göle sahip minik bir şehir.. Zamanın Prusya Kralları’ nın barok yaşamlarını sürdürdükleri, sarayları, geniş bahçeleri ve parkları ile tarihin izlerini taşımakta..

Potsdam HBF Tren istasyonunun çıkışında önceden planladığımız gibi 13.00-17.00 arası geçerli olacak şekilde bisikletlerimizi kiraladık ve şehir merkezine doğru yola koyulduk. (1 kişi 4 saatlik kira bedeli 9 euro ödedik, şehir merkezinde daha ucuza kiralayabilirsiniz.)

Potsdam tren istasyonu çıkış kapısı
Potsdam tren istasyonu çıkış kapısı

Yola koyulmamızla birlikte başlayan yağmurun geçici olduğunu düşünmüştüm fakat yanılmışım, yağmur giderek hızlandı. Şehir içinde bisiklet kullanmaya ve yağmura alışık olan Olga ve Emilia’ nın umursamazlığına ben de kendimi kaptırıp yağmurun tadını çıkardım.. Diğer yandan, Potsdam’ ı daha önce görmüş olmalarının tecrübesine güvenip burada tamamen plansız bir şekilde kendimi onların rotasına bıraktığım da bir gerçek..

Sırasıyla St.Nicholas Church, Dampfmaschinenhaus, Brandenburg Gate, Hollandisches Viertel (Hollanda evlerinin olduğu mahalle), Sanssouci Park-Palace’ ı gördük.

Dampfmaschinenhaus (Buhar makinası evi)
Dampfmaschinenhaus (Buhar makinası evi)

Dampfmaschinenhaus; 1843 yapım cami görünümlü bir bina. Prusya Krallığı döneminde 81 beygir gücünde çift silindirli bir buhar makinası bulunmaktaymış. Bu makina; Havel Nehri’ nin suyunu yüksekte yer alan saray ve bahçelere pompalayarak su ihtiyacını gidermekteymiş.

Potsdam’ da bir çok saray ve bahçe bulunuyor. Ben de en ünlülerinden biri; Prusya Kralı II. Büyük Frederick (1712-1782)’ in yazlık sarayı olan Sanssouci Sarayı’ nı görmeyi tercih ettim. Sanssouci Palace 1990 yılında Unesco Dünya Mirası korumasına alınmış ve yılda 2 milyondan fazla turist ziyaret ediyor. Zaman darlığından dolayı sadece etrafını gezindiğim sarayı görmek isteyenler için Kasım ayı olmasına rağmen sürpriz olarak uzun bir sıra mevcuttu. (Müze bilet ücreti 12 euro ve pazartesi günleri kapalı)

Sanssouci Sarayı
Sanssouci Sarayı

Buranın etkileyici bir hikayesi var; Prusya Kralı II. Büyük Frederick fotoğrafımda görünen yel değirmenini satın alıp buraya yaptıracağı saray topraklarına dahil etmek ister. Fakat değirmen sahibi tüm ısrarlara ve yüksek fiyat tekliflerine rağmen ikna olmaz. Kral bu toprakların hakimi olduğunu iddia ederken değirmen sahibi de değirmenin tapusunun kendisinde olduğunu iddia eder.

Kral; ne olursa olsun değirmeni alacağını söylerken, değirmenci; “Berlin’ de hakimler var!” der. Değirmencinin Berlin hakimlerine ve adalete olan güveni Kralı etkiler, değirmenin burada korunma altına alınmasına ve yapılacak olan sarayın isminin değirmencinin ismi olan Sans Souci olmasına karar verir..

Sanssouci Sarayı
Sanssouci Sarayı

Hikayeden yıllar sonra Osmanlı heyeti diplomatik ilişkiler için Berlin’ e gelir. Heyetten genç bir subay hikayeyi diğerlerine anlatır ve Potsdam’ a gelerek adaletin simgesi olan saray ve değirmeni görmek ister. Heyetteki kimsenin gitmek istememesi üzerine subay tek başına gider ve görür. O cesur ve her zaman adaletten yana olan kişi; Mustafa Kemal Atatürk’ tür… Hikayesini sonradan öğrendiğim bu saraya gelmiş olmanın gururu mutluluğuma, mutluluğum özbenliğime karıştı..

Potsdam’ ın şekerleme ve çikolata kokan sokaklarında kendimi adeta bir rüyada gibi hissetmek, yağmurun altında tam 4 saat bisikletle bu şirin şehri turlamak hayatımda unutamayacağım anılarım arasında yerini aldı..

Hollandisches Viertel (Hollanda evlerinin olduğu mahalle)
Hollandisches Viertel (Hollanda evlerinin olduğu mahalle)

Bisikletleri teslim etmek üzere tren istasyonu yönüne giderken 1dk sonra olacakları tahmin bile edemezdim… Oldukça acıkmış, ıslak ve yorgun düşen bedenim bisiklet üzerinde yolun solundan gitmeye başlamıştım. Karşıma baktığımda soldan üzerime gelen başka bir bisikletlinin bağırışlarıyla kendime geldim fakat o an… olan oldu ve o bisikletliyle kafa kafaya çarpıştık. Olanca yüksek sesiyle yüzüme Almanca bağırıp tüm öfkesini savuran genç, Potsdam seyahatimin en korkunç dakikalarını yaşamama sebep oldu.

Dolu dolu geçen bir günün ardından yine trenle Berlin’ e döndük. Akşam Olga ve Emily ile Tiergarten Quelle’ de buluşup kadehlerimizi Berlin’ in şerefine kaldırdık.

Tiergarten Quelle

Tiergarten Quelle; Tiergarten s-bahn metro istasyonunun hemen altında eski bir restaurant ve bira evi. Özel yemekleri ve çorbaları mevcut, burada özellikle Lemke bira tavsiyemdir. Çeşitli meyvelerden (üzüm, limon, muz), bal, vanilya, bitter çikolata, kakao özlerinden ve baharatların farklı kombinlerinden yapılmış, içimi harika olan bir bira Lemke..

Reklamlar